Ana sayfa Sürmanşet Avrupa tartışıyor: Cinsel taciz hala bir tabu

Avrupa tartışıyor: Cinsel taciz hala bir tabu

PAYLAŞ

Weinstein’ın taciz skandalının ardından Twitter’da, kadınları hala bir tabu olan “taciz” hakkında konuşma konusunda cesaretlendiren bir kampanya yapıldı. Bu kampanyada kadınlar mee too hashtag’iyle uğradıkları taciz hakkında açıkca konuşmaya başladı. Ardından Avrupa Parlamentosunda (AP) da taciz vakalarının çokça yaşandığı anlaşıldı ve AP acil oturum kararı aldı. Peki tüm bunlar Avrupa basınında nasıl tartışıldı? Eurotopics’in çevirileriyle Avrupa basınında taciz tartışmasıyla ilgili bazı köşe yazıları şöyle:

Cinsel taciz hala bir tabu

Bir kadın merkezinin avukatlığını yapan Merle Albrant,Estonya Gazetesi Eesti Päevaleht’teki yazısında toplumun ne yazık ki hala iş yerinde tacizi tartışmaya hazır olmadığını belirtiyor “Cinsel tacizin kamusal alanda tartışılması yeni tuzakları, acıları ve korkuları engellemeye yardımcı olur. Şirketlerin, maruz kaldıkları taciz nedeniyle işlerinden ayrılmayı düşünen uzmanları ellerinde tutmasını sağlar. Fakat biz toplum olarak buna hazır mıyız? Anlaşılan cinsel taciz konusunda yerinde bir tartışma yapabileck durumda değiliz henüz. Bunu anlamak için medyada yer alan taciz vakalarına verilen tepkilere bakmak yeterli. Önce kendimize şunu sormamız gerek: Tacize uğrayan bir kadın yardıma gereksinim duyuyor mu ve ona nasıl yardım edebiliriz? Ne yazık ki bu uygulamaya sadece nadiren rastlanıyor. Genellikle yapılan, taciz iddiasından kuşkulanmak ve sonunda kurbanın davranışı yargılamak oluyor.”

Solculardan çıt çıkmıyor

Fransız solu şimdilik MeToo kampanyasına tepki bile vermedi. Feminist Caroline De Haas ve Abba Melin, Mediapart’ta endişelerini ve hayal kırıklıklarını dile getirmiş: “En önemli sol hareketlerin ve kişilerin, görüş bildirmeye gerek görmemiş olmaları çok yazık. Neler oluyor? Örgütler ve siyasetçiler sorunun boyutlarını anladılar mı acaba? … Her halükarda [cinsel şiddete karşı açılan hashtag furyası karşısında] solun yedi gündür sürdürdüğü suskunluk, bizi savunabilecekleri, temsil edebilecekleri ve en basitinden bizim saflarımızda mücadele edebilecekleri konusundaki güvenimizi sarstı. Şimdi bu sorumluluğu taşıyanlardan ve örgütlerden beklentimiz, şimdiye kadar gerekli olanı yapmadıklarını itiraf etmeleri ve -hem toplumdaki, hem de kendi sıralarındaki- bu şovenist şiddeti bitirmek için önerilerini dile getirmeleri.”

Fiziksel taciz iltifat olamaz

Polonya Gazetesi Gazeta Wyborcza, erkeklerin bir kadına yaklaşma çabalarının yanlış anlaşılabileceğine ilişkin kaygılarını da MeToo hashtag’i altında dile getirmelerini anlamakta zorlanıyor: “[Erkekler] Aşırı hassas feministlerin flörtü yok edeceklerinden endişe ediyor ve Woody Allen’ın Bonmot’unun bir varyasyonunu alıntılıyor: ‘Bir kadına göz kırpan her erkek avukat korkusuyla yaşayacak.’ Öncelikle bir erkeğin avukatlardan korkması, bir kadının tecavüzden korkmasına yeğdir. Ayrıca göz kırpmak her zaman sadece göz kırpmak olmuyor. Bir dükkanda bir erkek sana göz kırptığında bunu yapmasını istemediğini söylebilirsin, patronun yaptığındaysa işler zorlaşır. Üçüncü olarak, ne kaba laf atma flört kabul edilebilir ne de kadının poposunu avuçlamak iltifat sayılır. Son olarak, bir kadının mini etek giymesi, onayı olmadan ona dokunulabileceği anlamına gelmez.”

Weinstein’lar her yerde

Alman Die Welt gazetesine göre asıl skandal, cinsel sömürü sisteminin bu kadar yaygın olması: “Bu sistemin Hollywood’la sınırlı olduğuna inanan var mı? Okullarda ve üniversitelerde, şirketlerde ve resmi dairelerde, kiliselerde ve medyada, Amerika’da ve Avrupa’da, sosyalizmde ve kapitalizmde, demokratik ve otoriter rejimlerde tablo hep aynı: Güçlü erkekler hala yaptıkları iyiliklerin karşılığı olarak kadınlardan insanlık onurlarını isteyebileceklerine inanıyor. Bazı kadınların, bu pazarlığa girip zarar görmeyeceklerine inanmalarıysa deneyimsizlikten kaynaklanan bir kendini kandırmadan ibaret. Belki de bu kadınlar zaten zarar görmüştü, belki de öz saygıları zaten pek yüksek değildi.”

Kof bir hashtag feminizmi, kutuplaştırır

İngiltere’de The Daily Telegraph köşe yazarı Zoe Strimpel, bu kampanyanın erkekler ile kadınları karşı karşıya getireceğinden endişeli: “Bu hareketin eksiği, 1970’li ve 1980’li yıllardaki feminist öncülerimizin temel özelliklerinden olan entellektüel tutarlılık. Bugünkü kadın hareketi, seks ve nesneleştirme konularına takılmış, ayrımcılığın başka biçimleriyle ilgilenmiyor. Ve fikirlerini değiştirmesi en gerekli olanların görüşünü dönüştürecek argümanları sunmakta eksik kalıyorlar. … Kutuplaştıran hashtag’lerin sayısını da arttısalar sağlayamazlar bunu. Hashtag’lerin yaptığı, kadınları ve erkekleri karşı karşıya getiren acı ve boş sözlerin kabul görmesinden ve yerleşmesinden başka bir şey değil. Üstelik bunlar, modası geçmiş, ama etkisi olmayan sözler.”

(Eurotopics)